merhaba

merhaba

Düşünür yazar

UYARILDIM

30/7/2007

ARKADAŞLAR YORUM YAPARKEN PROPOGANDA YAPMAMANIZI RİCA EDİYORUM UYARI ALDIM TEKRARI OLMASIN LÜTFEN. .

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ÖLMEK İÇİN Mİ YAŞIYORUZ!

12/7/2007

 

İnsanlar aslında yaşamaz, yaşam aslen ahirettedir. Bu dünya sadece yaşama hak kazanmak için biz insanogluna tabi olan bir sınav. Mücadele... filan değildir yaşam. Görmek, bilmek, duymaktır... Bir insan ele alalım dünyanın en mutlu (?)insanı olsun, dilediği önünde olsun, dilediğini elde etmiş olsun (insanın dilekleri bitmez ama) hatta dünyada konuşulan, prestij sahibi filan olsun, ama tek şey var ki bu insan iman etmiyor/ Allaha andolsun ki bu insan yalandan mutludur işte, gözü doymamış, şeytana teslim olmuştur bunu da gören göz görür zaten. Kimine Allah`ın varlıgı, birliği çevresine bakınca ilham edilir etrafına bakmak yeterlidir işte o iman sahibi kişidir. Kimine ise hiç bir şey fayda etmez...şeytana uymuştur onu dost edinmiştir. Bunlar imrenilecek kişiler değildir sakın ola dost! Namaz dinin direğidir ne doğru bilerek, görerek kılmak en dogru ama. Namaz kılıp küfreden, kumar oynayan, gıybet eden... ne kadar insan var... bence bunlar Kur`an-ı, Islam'ı anlamamış kişilerdir... Programlanırmışcasına ibadet olmaz ibadet gönül ile olur, beyin ile olur. Kur`an`ın yarısına inanıp veya kabul edip yarını görmemezlikten gelmek olmaz o bir bütündür nihayetinde KUL olmak gerekir, O`na layık KUL olmaya çalışmak gerekir, İman etmeyenleri, inkar edenleri şeytan zaten peşinden sürüklemekte, inanmaksa pek fayda değil İMAN etmek gerekir, İBADET gerekir, ŞÜKÜR gerekir, Haydi uyanın dostlar yoksa ölmek için mi yaşıyoruz!!!

Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Allah Niye Böyle İstiyor

12/7/2007

Toplum içinde Allah`ı yargılamak ve sanki O`nun yaptıkları bazı şeylerin eksik,yanlış,demode olduğunu savunanların,ateistlerin ortak söyledikleri soru şudur;Allah niye böyle istiyor ve niye böyle yapıyor? Aslında bu sorunun altında yatan Allah`ın adaletsiz ve acımasız olduğu düşüncesidir.
Yolda karşılaştığı bir kör veya sakat için ,evsiz kalmış birisi için ,dünyadaki yoksulluk ve fakirlik için kafasında belirlediğibir soru vardır,NİYE?İşte inananla inanmayan insanın temel farklılıklarından biride budur.İnanan insan karşılaştığı her durumda Allah`ın bir hikmeti olduğunu bilir.Çünkü hiçbir şey boşuna ve rastgele değildir.Yeryüzünde ve gökyüzündeki herşey Allah`ın bilgisi dahilindedir ve bilinçlidir.Allah her olayda ve herşyde müdahildir.İnanan insan Allah`a güvenir,tevekkül eder.Bundan dolayı inanan insanın içi rahattır,kendisinin içinde bulunduğu tüm olumsuzlukların Allah`tan gelen bir imtahan olduğunu kavrar.Bu yüzden de olaylara farklı pencereden bakar.Olaylardaki ve durumlardaki olumsuzluklarda hikmeti ve imtahanı algılayamayan kişilerde;Allah niye böyle yapıyor der.İnanmayanın bir güvencesi yoktur,inanansa Yaratıcısına güvenir

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İNSANLAR SADECE ZEKASIYLA YAŞAR.

12/7/2007

Öncellikle şunu belirtmek istiyorum insanları yaratılmış bir varlıktır ve hiç bir şey elinden gelmeyen aciz bir varlıktır ve sadece zekasıyla yaşayan insanların kendini aciz bir kul olduğunu unuttur kendi kendine zekasına güvenerek karşısındaki insanı kendinden küçük görür insanlar yanlızca ve yanlızca zekasıyla yüksellir ve zekasıyla sevilir ALLAH kimseye küçük bir zeka vermemiştir çünkü insanlar zekası olmadan yaşayamaz kimse zekasını kulanarak insanlara kendini nasıl sevdireceğini bilemez nasıl sevdireceğini düşünür ve başarırlar ve sevdiği için değildir sadece zekasını sevdiği için karşısındaki insani bir yere kadar sever ve zeka dediğinizde sadece aklını kulanan çalışkan ve dürüst bir insandir ama bide şöyle düşünelim insanlar sadece zekasıyla yaşayan bir kuldur ve bunu hiç farkında bile değildir sadece insandır bazı yönleri onu yükseltir ama hiç farkında değildir bu sadece ALLAH,ın imtihanıdır ve burda hataya düşerler işte dediğimiz gibi bazı yönleriyle yüksellir diye işte o yönlerinide zekasıyla ortaya koyar ve kendini insan olduğunu ALLAH,ın kulu olduğunu unuttur buda insana büyük bir bunalımla başbaşadır her yaptığından sıkılır hayatta mutsuzdur çünkü kul olduğunu kendine verilen görevlerinden habersizdir herkes gibi kendini zekasıyla imtihan eden ALLAH,ı ne zaman hatırlarsa o zaman mutluluk onu bir bir bir bulur ve o kapı açılır herzamanın değerini iyi bir şekilde anlamanın mutluğunu yaşar ve insan sadece kul olduğu için değil görevinde ne kadar yaparsa o kadar insan olmanın mutluğunu yaşıyor demektir şunuda söylemek gerekirse insan olarak yaşamanın değerini sadece ALLAH,ı hatırlamamakla anlıyoruz çünkü ALLAH insanı en güzel şekilde yaratmıştır ve bu güzelliğimizi şükrederek ve bize gelen her şeye sabırla imtihanımızla ALLAH,a güvencimizle yaşıyorsak ne mutlu bize.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kabil

12/7/2007

Vaktiyle, kardeş olan Kabil ve Habil isminde iki Adem oğlu, Allahü Teâlâ için birer kurban, ona manevî yakınlık sağlayacak birer nesne arz etmişlerdi. Kabil katı tabiatlı, Habil ise takva sahibi bir kimse idi. Herhangi bîr delil ile Habil'in kurbanının kabul olunduğu Kabil'in kurbanının ise kabul olunmadığı anlaşıldı. Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, Habil'in kurbanının kabul edilmesinden dolayı ona hased ederek:

— Ahdim olsun seni öldüreceğim, dedi. Habil de dedi ki:

— Allahü Teâlâ ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. Binaenaleyh Allah'dan kork, niyyetini düzelt. Eğer sen beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabb'ı olan Allah'dan her halde korkarım. Ben bu suretle şunu isterim ki, beni günaha sokmayasın da hem benim günahım, hem de kendi günahınla dönüp gidesin, bu iki günahı yüklenerek can verip Hakk'ın huzuruna Varasin da Cehennem ehlinden olasın. Zira zalimlerin cezası budur.

Bu takva, bu salim fikir, bu hayır ve nasihat, bu kardeşlik hissi üzerine, kurbanı kabul edilmeyen zalim Kabil'in nefsi, kendisine kardeşi Habil'i öldürmeyi arzu ettirdi. Yani vaz geçirmek şöyle dursun öyle bir cinayet güya bur tâat şevkiyle endişesiz yapılabilecek, mâniden uzak, arzusuna uyulur bir şey gibi gösterdi, kolaylık hatta gayret verdi. Bu suretle nefsi, Kabil'e bu cinayeti bir yem gibi önüne gerilmiş pek hoş bir şey gibi gösterip ve bu isyanı icrası lâzım bir tâat gibi kabul ettirince de Kabil kardeşini öldürdü. Ancak, bu cinayeti ile kendisine bir fayda sağlama ihtimali olmadığından başka, dininde de, dünyasında da hüsrana uğradı, zarar ve ziyan içinde kaldı, öldürdüğü kardeşinin cesedini ne yapacağını şaşırdı, çaresizlikler içerisinde kıvrandı. Sonra Allahü Teâlâ, yerde deşinen bir karga gönderdi. Bu gönderiş ve deşiniş ona kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek içindi. Katil, karganın bu hareketinden ilham alarak:

— «Eyvahlar olsun, vay bana, ben şu karga kadar olup da kardeşimin iaşesini gömüp gizlemekten aciz oldum ha!..»

Dedi ve bunun üzerine nadimler güruhundan oldu, pişmanlıklar içerisinde kaldı.

Bu kıssadaki Kabil ve Habil ismindeki iki kardeşin Adem aleyhisselâmın kendisinin iki oğlu olduğu, ekseri müfessirlerin görüşü olmakla beraber israil oğullarından iki Adem oğlu olduklarını söyleyenler de vardır. Ancak dikkat edilmesi lâzım gelen husus, şahısların tâyini değil, vak'anın hakikatidir. Çünkü Kabil ve Habil kıssası namıyla acaip ve garip bir çok şeyler söylenmiştir. Binaenaleyh hata olmak ihtimalinden kurtulamayacak olan türlü türlü rivayetlerden ve tafsilâttan sakınarak Kur'ân-ı Kerîm'deki beyanın esas alınmasına dikkat çekilmiştir. Nitekim mealen şöyle buyurulmuştur:

—«Allahü Teâlâ iki Adem oğlu ile bir mesel darb etti, bunun hayrını tutun, şerrini bırakın.»

(Mâide Sûresi)

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı